İYİLİĞİNİZ İÇİN

BİZ SENİ TÜKETTİK

Ekim 27th, 2014 | by Merih Yücel
BİZ SENİ TÜKETTİK
Ekoloji
0

                                       
 

  Sana döner hep yanlış ezberlerim. Yüreğini acıtır. Susarsın. Bir susarsın, iki susarsın. Daha çok artar seni incitmem, uzun yıllar boyunca  hep talep ettim. Benim ya; yaşayanların en üstünü, en akıllısı. Egemen olmalıydım sana. Sen insanlar içindin. Sen hiç tükenmez, kirlenmez ve sonsuza dek bizimleydin. Öyle öğrettiler bana.
    
         “Bu doğal varlıkların hepsi senin için, tüket” dediler.
          “Para en büyük değer, sat ve satın al.” Dediler.
 
        Sen, sana egemenler için en büyük ve en ucuz ham maddeydin. Ve çok para ediyordun.
Taşın, toprağın, odunun, çiçeğin, sebzen, meyven, etin, sütün, yumurtan, derin,  kürkün, çeliğin,  altının, elmasın ve daha pek çok ürününle ne çok para ediyordun. Hizla artan birey sayımla tükettikçe tüketiyorduk. Tükettikçe çoğalıp, çoğaldıkça  daha çok,  daha çok tüketiyorduk..
      

         Satın alabilmem için, önce tüketmem gerekiyordu. Seni yağmalayanların daha çok kazanması için daha çok tüketmem gerekiyordu. Ve seni yok etme suçuna ortak oluyordum.
 
      Oysa ne kadar azdı gereksinimlerim. Bedenimdeki yaşam ne kadar uyumluydu. Orada da sen vardın. Oluşan zehirleri bertaraf edip, uzaklaştıran, ya da zehirsiz hale getirip, tekrar bana veren. Senden aldıklarımı  yararlı hale getirip, hücrelerime sunan, onların artıklarını hızla toparlayıp dışarıya atan, hangi doku ve organım hastalanıp, bozulursa onu tamir edip, iyileştiren. O evrensel uyum sendin.
 
            Ben seni tükettim.
   

    Bakteri genlerini alıp, mısır bitkisine ekleyip, onların yaptığı toksik etkiyle, üzerine konup, beslenen böcekleri, kurtçukları zehirleyip, öldürdüm.  O mısır unuyla bebek mamaları yaptım. O mısır unuyla früktoz şekeri yaptım. Ucuzdu. Bütün tatlıları, şekerleri, çikulataları onunla tatlandirdım.

 

    Daha pek çok gen eklenmiş bu GDO’lu ;  soyayı , kanolayı, domatesi, patatesi yedim, yedirdim. Onların bana ve türüme ne yapacağını hiç sormadım. Sorgulamadım. Tarlada yetişen bu garip ürünlerin, tozlaşma ile doğal florayı bozup, değiştireceğini düşünemedim.
 

    Toprağına zehirler kattım. Böcek öldürücü dedim, kimyasal gübre dedim, hormon dedim, kattım.

     Zehirlenen  çiçeklerden balözünü emen  arıları  yok ettim. Bu bitkilerle beslenen küçük hayvanları  ve onlarla beslenen her canlıyı,  bütün besin zincirini zehirleyip, zarar verdim. Kuş sesleri  bahçemden yok oldu.

                Ben seni tükettim.
 

 
    Altın çıkaracağım ilkel yöntemle ucuz olsun dedim, seni  siyanür zehirine buladım ,  Nikel çıkaracağım dedim tonlarca sülfirik asiti tependen indirdim. Fabrika atıklarımı salıp, topraklarını, sularını, havanı zehirledim ve içlerindeki tüm yaşamı yok ettim.
 
    Fabrikalarda, termik santrallerde  kömür, petrol  yakıp, havanı zehirledim. Yetmedi çıkan gazlarla sera etkisiyle yeryüzü sıcaklığını arttırıp küresel iklim değişikliğine sebep verdim. Bütün bunları ben, insanlara rahat ve kolay yaşamı sunup. Kendim de rant kazanmak için yaptım.


 
          Ben seni tükettim.
 

    Odun hammaddesi deyip, ağaçlarını  kestim. “Tarla açacağım, yerleşke,  yedi yıldızlı oteller yapacağım.” Dedim,  ormanlarını yaktım. İçindeki canlılarla bir ekosistemi yok ettim.  Yasalar çıkararak, orman işgalcilerine, ormanları sattım. Ormanlar gidince, toprak da gitti.  Eriyen kar suları, yağmurlar   sel olup, toprağı da söküp, akıp gitti. . Böylece binlerce yılda oluşan toprağı ele, yele, sele verdim. Erozyonla toprağını bitirdim. Yer altı suları tükendi.
 
        Ben seni tükettim.
 
    Oysa, sana dost,  ne çok enerji kaynağım var ülkemde. Güneşim var, rüzgarım var, termalim var. Sana hiç bir zarar vermeden , seni ve kendilerini tüketmeden milyonlarca yıl gereken enerjiyi sağlayacak, seni mutlu edecek yenilenebilir enerji kaynaklarım var.
 
   Bütün bunları da yanlış değerlendirip, HES ve RES’leri “ temiz enerji “ diye, kurarken orman ve tarım alanlarımızı şirketlere açıp, köylümüzü mağdur edip, tarlasına, ormanına  el koyduk.   Hidroelektrik santralleri (HES)kurarak ,  özgür akan sularımızı hapseyledik. Oradaki ağaçları, toprağı ve ekosistemi altüst edip, köylerimizin sularını kestik.” Enerji eldesi”  adı altında, suya sahip olduk.  Para, dolu dizgin bunlara doğru akıp, gitti.

    Üç tarafımız denizlerle çevrili, ama biz bunu bile düşünemedik. Değerlendiremedik.  Bütün dünyanın yaptığı gibi Rüzgar Enerji Santrallarını (RES) denizlere kurabilirdik.
 
    

  Biz seni tükettik.
 

    “Her şey insan içindir.” Söylemiyle  insanı  doğal çevrenin merkezine oturttuk.

   Oysa o yerin sahibi sendin. Sen tüm yaşam kaynaklarınla merkezde olmalıydın. Hepimiz sana koruma hizmeti vererek, kendimizi de korumalıydık. Ezberimizi değiştirip: “HER ŞEY DOĞA İÇİN, YAŞAM İÇİN” Demeliydik. Biz seni göremedik. Duyamadık. Göz yaşlarını ziynet sanıp onlarla süslendik.
 
    Şimdi o evrensel dilinle ne söylediğini hepimiz biliyoruz. Sen de bizi tükedeceksin,  eğer hala canını yakmaya devam edersek…
 
   Ne desen haklısın. Ne yapsan haklısın. Biz herşeyi hakkettik.

Yaşam dolu yüreğinden öpüyor ve özür diliyorum.

               Biz, biz seni tükettik. 


                                                                                           

                                                                                                              
Merih Yücel.
 

 

 

 

 

Merih Yücel
Eğitimci. Yarına yaşanabilir bir dünya bırakmak için çalışıyor. İnsanın ve diğer canlıların yaşamını savunuyor. Doğayı korumak için yazıyor, eğitim veriyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[blogger 1 items 2]