İYİLİĞİNİZ İÇİN

DÜNYA TOHUM POLİTİKASI KİMLERİN ELİNDE? (2)

Eylül 27th, 2014 | by Ali Özırmak
DÜNYA TOHUM POLİTİKASI KİMLERİN ELİNDE? (2)
Ali Özırmak
2

Rockefeller Vakfının da desteklediği Cargill firmasıyla birlikte yeni kurulan Dupont/Pioneer, Monsanto, Syngenta, Bayer gibi firmalar 1980’lerden itibaren hibrit tohum çalışmalarına hız vermiştir.

1980’ler sonrası ülkemizde uygulanan dışa açık politikalarla ülkemize ilk kez Hollanda’dan ithal tohumlar girmiştir.

Takiben, tarımsal araziye sahip olmayan İsrail’in laboratuar ve geri kalmış ve gelişmekte olan ülke topraklarında ürettiği hibrit tohumların da ülkemize girişi hız kazanmıştır. Ünlü İsrail tohumcu firması Hazera da ülkemizde ilk faaliyet gösteren bir tohumcu firmasıdır.

Artık eski Amerikan Başkanlarından Henry Kissinger’in 1970 yılında söylediği “Eğer petrolü kontrol ederseniz ülkeyi kontrol edersiniz, eğer gıdayı kontrol ederseniz nüfusu -dünyayı- kontrol edersiniz” politikası hayat bulmuştur.

Clinton Global Initiative Annual Meeting In New York

Tüm dünya ülkelerine uzanın hibrit tohum ağı çokuluslu şirketlerin eline geçmiştir. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki tohumcu firmalarla gizli ortaklıklar kurulmaya başlanmış ve bu sayede ülkelere girilmiştir. Bundan sonra ülkelerin yasal şartlarının değiştirilmesi zorlanmış ve yerli tohumcu firmalar çokuluslu şirketlerle açık ortaklığa veya satın alınmaya başlanmıştır. Yine bu ülkelerde faaliyet gösteren ve pazar payına sahip diğer yerli tohumcu firmalar da satın alınarak çokuluslu şirketlerin ülke içindeki kolları durumuna getirilmiştir.

 

Hibrit tohumlara yasal zemin

2006 yılında ülkemizde çıkartılan Tohumculuk Yasasıyla sertifikasız olan, ancak binlerce yıldır bizleri doyuran tohumların satışı yasaklanmıştır. Diğer ülkelerde olduğu gibi, 2008 yılında “yerli tohumculuğu teşvik” amacıyla ülkemizde de yerli hibrit tohum üretimi desteklenmiştir. Tabii bu üretimler, çokuluslu şirketlerden başlıca Monsanto, Bayen, Syngenta, Dupont gibileri tarafından yapılmaktadır.

Yerli hibrit üretimleri süreç içerisinde hızlanmış ve 2014 yılına gelindiğinde ülke içinde yerli hibrit tohum kullanımı %50’ler düzeyine çıkarılmıştır. Bu konuda İsrail’den ithal edilen hibrit tohum miktarı ise azalmıştır.

 

Dünyayı kontrol etme politikası – GDO

Bazı ülkelerin hibrit tohuma karşı direniş göstermesi, bazı ülkelerde de hibrit tohumların yeterince yayılmaması nedeniyle bu kez çalışmalar daha da geliştirilerek Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’lı tohumların üretimine başlanmıştır.

Hibrit tohumlardan farklı olarak burada, bir tohumun bazı hastalıklara karşı direncini geliştirmek için tohum dışı eklemeler yapılmıştır. Genellikle tohum ve gıda dışı eklenen bu genler, bitkilerdeki bazı hastalıkları yok ederken bu kez de farklı hastalıklar ortaya çıkarmıştır. Yeşil Devrimin kabuğu değiştirilmiş olup, suç, tarlalardaki yabancı otlara atılmıştır. Bunun da çaresi ot öldürücü denilen ilaçlarla sağlanmaya başlamıştır.monsantotomato

Öte taraftan Rockefeller Vakfı, Gates Vakfı ve nedense Monsanto firması da dâhil; dünyadaki tohumları korumak adına Norveç’te Svalbard takımadalarında “Nuh’un Tohum Ambarı”nı kurma kararı almıştır.

Bütün ülkelerde 1900’lü yıllarda başlayan ülkesel – yerel tohumları korumak amaçlı olarak kurulan Ulusal Tohum Bankaları, hibe ve uluslararası anlaşmalarla buraya yönlendirilmiş ve bu bankaya tohum vermeye zorlanmıştır.

2000’li yıllardaki Irak işgali sırasında Ebu Garip Irak Ulusal Tohum Bankası talan edilmiştir ve günümüzde bile bu tohumların nerede olduğu bilinmemektedir. Ancak bu tohumların İsrailli firmalara geçtiği söylentisi hâkimdir. Bu kapsamda, ülkemizdeki Tohum Bankaları da Nuh’un Tohum Ambarı projesine yerel çeşitlerimizden örnekler göndermektedir.

Sözde dünya tohumlarını korumak için kurulan Nuh’un Tohum Ambarı projesinin arka planında ise, dünyadaki yerel tohum çeşitlerinin genlerini ele geçirme amacının yattığı açıktır.

monsantoGünümüz itibariyle dünya üzerinde ufaklı büyüklü 1.400 civarında Tohum Bankası olduğu bilinmektedir. Böylelikle tüm tohumlar ele geçirildiğinde 1970’lerdeki söz, yerine getirilmiş olacaktır. “Eğer petrolü kontrol ederseniz ülkeyi kontrol edersiniz, eğer gıdayı kontrol ederseniz nüfusu -dünyayı- kontrol edersiniz” Henry Kissinger.

 

Küçük çiftçi ve köylünün toprağı

Tüm bunlarla birlikte ülkelerdeki küçük çiftçi ve köylülerin topraklarına da göz dikilmiş, adeta onları bu topraklardan kovma politikası uygulanmıştır.

Kentsel alanlara yakın olan köyler, mahallelere dönüştürülmüş, ülkemizin 1970’lerdeki “tarımsal üretimde kendi kendine yeten ülke” niteliği ise tarihe karışmıştır.

Artık ülkemiz, hayvan yiyeceği olan ot ve samanı bile ithal eder duruma gelmiştir. Köy meraları, kamu arazisi sayılarak köylünün elinden alınmaya çalışılmakta, HES (hidroelektrik santral) projeleri ile binlerce yıldır kendi başına akan dereler ve çayların suları başka bölgelere taşınarak suyun sahibi araziler susuz bırakılmaktadır. RES (Rüzgâr Elektrik Santralleri) ile de özellikle dağ köylerindeki araziler çevrilmekte ve çiftçiler burada otlayan hayvanlarını çiftliklere hazır yemlere çekmeye veya satmaya zorlanmaktadır.

 

Ali Özırmak
Emekli hava astsubayı. 2008 yılından bu yana meyve ağacı ve yerel sebze tohumlarının yaşamasına çaba harcamaktadır. Halen sosyal medyada ilk kez kurulan Yerel ve Doğal Tohum Takas ve Dağıtımı etkinliğini yürüten Facebook > Ulusal Tohum Takas Merkezi grubu kurucusu ve yöneticisi

2 Comments

  1. Ayşe Yılmaz says:

    Sağolun çok güzel bir yazı olmuş.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[blogger 1 items 2]