İYİLİĞİNİZ İÇİN

ÖDEVİ DE YAPMAM, SAÇINI DA YOLDURURUM! (Haydi, daha derine!)

Ekim 21st, 2014 | by Ufuk Koç
ÖDEVİ DE YAPMAM,  SAÇINI DA YOLDURURUM! (Haydi, daha derine!)
Eğitim
1

“Adam bir ödev yapma sürecinde en az 3 kere sandalyeden düşüyor yahu!”

Anne danışmanlık sektöründe. Yıllardır ‘Situational Lieadership'(Durumsal Liderlik) eğitimi veriyor, koçluk yapıp, “esneklik” üzerine nutuklar çekiyor ama çocuğa bu numaralar sökmüyor! Terzi kendi söküğüne karşı ilgisiz. Peki neden?

Hiçbir zaman tırnak içinde “sorumluluk sahibi” bir öğrenci olmadım. Efendi, saygılı, dost canlısı, terbiyeli, güler yüzlü  bir çocuktum. Ama sınırın ötesindeki  çalışkan, sorumluluk sahibi, dersi derste dinleyen, akşam eve gelince bir kere de tekrar edenlerden olmadım. Bunu yapanlar ve yapmayanlar, hepimiz hayattayız, hepimiz aile kurduk, bazılarımız yüksek öğrenim gördü, bazılarımız ticaretle uğraşıyor, hepimiz bu ülkenin şartları içinde yoğruluyoruz. Kimse bugünkü sosyal statümüz için ödevimizi sormuyor? 

Annem bana “oğlum senin ödevin yok mu” diye sorduğunda “vermediler” diyebilecek kadar ileri gidebilen yüzsüz bir mendeburdum. İstediğim zaman çalışırdım. Geçer not kadar çalışırdım. Beni idare etmek için mücadele değil, esneklik-uyum tekniği kullandılar. Üzerime gelmediler. Bana bıraktılar. Tatile gittiler, evde bütünleme sınavlarımla baş başa bekar bıraktılar. Girdiğim sınavların hiçbirisine yücelik yakıştırmadılar. Çok belalıydım ama onlar da dinsizin hakkından imansızın geleceğini iyi biliyorlardı.

guney

Tüm bu zıpırlıklarıma rağmen okumayı, araştırmayı, kendi başına keşfetmeyi, kütüphaneye gitmeyi, meraklı ve sorgulayıcı olmayı, hayatta başarının sadece öğrenimden değil,  öğrendiklerinle ne yaptığın olduğunu bu sabırla öğrettiler.

Şunu unutmayın zorla bir şey yaptırdıkça birlikte geçirdiğiniz zamanın kalitesini bozar, ilişkinizi zedelersiniz. Bu yüzden hırslarınızdan uzaklaşmak en faydalısı, çünkü kazanamazsınız! Şu seçenekleri değerlendirin:

Ödevini mi yapsın- sağlıklı ve mutlu mu olsun?

Sağlıklı ve mutlu mu olsun-arkadaşlarının önüne mi geçsin?

Ödevini mi yapsın-arkadaşlarının önüne mi geçsin?

Sonuncusu bu konuda arızası olduğunu bildiğim tüm velilere gitsin. Öyle bir şey yok!  Azıcık insan olun.

 

İnsan mısın, veli mi?

İnsan olmak ve veli olmak arasında bir seçim yapmak zorunda değilsiniz. Hiçbir okul da sizi buna zorlamaz. Siz bu ruh halini tercih edersiniz. Okul bunu yapıyorsa da ilişkinizi bir kez daha gözden geçirin derim.

Geçen yazıdan sonra üç önemli ödeviniz vardı:

  1. Acele etmeyecek, sabırlı olacaktınız
  2. Mimik, üf, püf, yapmayacak, sinirlerinizi başka yere ve zamana bırakacaktınız
  3. Olumlu, geliştirici, destekleyici geribildirim verecektiniz.

Azıcık Bilim ama öyle böyle değil

Şimdi ödev işinin daha derinlerine gireceğiz. Birazcık daha bilimsel takılacağız.

Yepyeni Clear Bulb ismiyle bilinen özel bir eğitim sisteminden bahsedeceğim. Muhtemelen hiç duymadınız, çünkü Eylül 2014’te Kopenhag’daki bir sempozyumda sunuldu ve çok beğenildi. Öyle ki Avrupa Birliği bünyesinde uygulamaya geçilmesi için fon ayrılacağı basın yoluyla duyuruldu.

 Edward Romlux diye bir İngiliz matematikçi bulmuş bu sistemi. Bu, basit ama etkili sistemi sadece birkaç adımda aktaracağım. Zaten sistemin de özelliği basit ve pratik oluşu. O kadar ki  Hemen çocuklarınız üzerinde de uygulayabileceksiniz.  İşte bu düzeyinize BİLİNÇLİ YETERSİZLİK ismini veriyoruz.

Az önce konu hakkında en ufak bir fikriniz bile yoktu. Bu sistemi de hiç duymamıştınız. O aşama BİLİNÇSİZ YETERSİZLİK’ti. Ne konu hakkında bir fikriniz vardı, ne de böyle bir şeyi yapabiliyordunuz. Ama şimdi öyle mi! Böyle bir eğitim sisteminin varlığının farkındasınız. BİLİNÇLİ ama YETERSİZSİNİZ.

Sistem şöyle uygulanıyor. Çocuğun her yaptığı doğru hareket sözle ödüllendiriliyor. Her yanlışında ise ona soru soruluyor, yardım öneriliyor? Diyelim ki; yatağını toplamadı. Bunun için onu neyin engellediği, bir dahaki sefere yatağını toplaması için nasıl yardımcı olacağınızı soruyorsunuz. Ama ona yapması konusunda direktif vermiyorsunuz. Kullandığınız özne ise ‘biz’ olmalı: Nasıl yapalım, ne yaparsak olur, nasıl bir yardımla bu işi başarırız… Bu kadar basit! Şimdi diyelim ki bunu bir veya birkaç kere uyguladınız. Hata olabilir, sorun yok!  Hem BİLİNÇLİ, hem de YETERLİ oldunuz.

Bunu sık tekrar ettiniz diyelim ve bu da sizin artık alışkanlığınız oldu. Her yanlış davranışı hakkında bir iki soru sorup, nasıl bir yardım alırsa yatağını toplayacağını, ödevini daha kısa sürede bitireceğini soruyorsunuz. Üstelik bunu hiç düşünmeden, planlamadan yapar hale geldiniz. Artık BİLİNÇSİZ YETERLİLİK düzeyindesiniz. Buna meleke deniliyor.

Öncelikle iyi haber: Öğrenmenin dört temel adımını öğrendiniz.

Kötü haber: Romlux masanın üzerinde duran boş 75 wattlık ampul kutusunda yazıyordu. Sistemimiz de öyleydi; Clear Bulb. Ama yine de fena sistem değildir, deneyin derim. Avrupalılar da sistemi kullanırsa üç beş kuruş yollayıversin hesabıma. Oltaya mı geldiniz ne? Ama bir şeye dikkat: Unutmayacaksınız:) 

Çocuklarınız da bu aşamalardan geçiyor. Şimdi BİLİNÇLİ YETERSİZLİK düzeyindeler. Oysa siz o çoktan aşamayı geçmiş, BİLİNÇSİZ YETERLİLİK düzeyinde geziniyorsunuz. Aranızdaki sabırsızlık çatışmasının sebebi bu! Peki, biz nasıldık diye soranlara: “hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” diyorum. Yaşadığınız acıları unuttunuz, çarpıttınız. Bense unutamayanlardanım! 

Motivasyon ama nasıl?

Peki, öğrenmenin adımları iyi de, öğrenmenin motivasyonu ne olacak? Motivasyonun iki temel stratejisi var: Çekme ve İtme. Çekmek için olayı biraz cazip hale getiriyor, ucuna bir havuç koyuyorsunuz. Yani ödül, kazanç elde etme gibi. Dersini yaparsan 10 dakika daha televizyon izleyebilirsin.

İtme ise annelerimizin çok kullandığı-korkarım halen pek çok annenin durumu aynı- bak arkadaşların çoktan söktü okumayı, onlar şu an ders çalışıyor sen Sünger Bob izliyorsun tarzı tavırlara benziyor. Allahtan benziyor, o değil!

Arkadaşları bir şey yapınca çocuğun kendisinin yapmadığını fark etmesi, onunda davranışını değiştirmesi demek. Hiç orman kebabını ağzına sürmemiş, her seferinde masadan kaçan oğlumun arkadaşları yiyor diye tatması ve tabağını bitirmesine motivasyonel itme stratejisi deniyor. Bir nevi çaktırmadan mahalle baskısı yani. Bir şey söylemeye, örnek veya kıyas yapmaya gerek yok. O keşfediyor zaten. Akıllı cep telefonlarının herkesin cebine girişi itme stratejisinin pazarlamacılık örneği: “whatsapp’ın var mı” , “face’te var mısın”…

Kazanç-Duygu-Eylem üçgeni

Şimdi motivasyondan bahsetmişken vazgeçilemeyecek üç temel nokta var. Öyle ki birbirlerinden kopamıyorlar: Kazanç-Duygu-Eylem üçgeni. Bunlardan hiçbiri bir diğerinden daha ileride veya öncelikli değil. Açıklayalım!

Çocuğun ödevin veya dersin faydasını(kazanç) anlaması için işin içine duygular sokulabilir: Rekabet, özgüven, başarma, destekleme, eğlence, korku, iğrençlik, komiklik, kazanma, kaybetme… Bir de bunu eyleme dökerse tadından yenmez. Şimdi bunu örneklerle biraz daha açayım.

 OKUL SEÇME KILAVUZU_3

HIZ OYUNU: Ödevin küçük bir bölümü için süreyi kısaltın. 10’dan geriye sayın. “O kadar sürede bakalım kaç tane yapacaksın” diye azdırın. Geri bildirim verin: “Vayy oldukça hızlısın. Bakalım 8 saniyede kaç tane yapacaksın? İnanmıyorum, bunu da yaptın!” gibi zamana karşı yarışmalar işin duygu-eylem dengesiymiş gibi görünse de zihnen bu süreci satın almasını sağlar. Olayın eğlencesini satın alır. Bu sürekli olmayacak. Amaç ödevin sıkıcılıktan uzak bir iş olduğunu anlaması. 

EĞLENCELİ GERİLİMLER: “Şimdi masanın bu köşesinden kocaman bir örümcek sana doğru geliyor. Ödevini yiyecek. Eğer orada kaç tane kuş resmi olduğunu kağıdın sağına yazamazsan hepsini yok edecek”.  

 “Süper kahramanın yardıma ihtiyacı var. Onu oradan kurtarmak için şifreyi çözmen gerekiyor. Şifte şu iki satır bitmeden görünmüyor. Ama bir kural var: Hızlı davranır da çizgi dışına çıkarsan süper kahramanı elektrik çarpacak. Bu yüzden çizgiler düzgün olmalı.” Çizgi dışına her çıktığında ağzınızla bir ses çıkartın: Bzzzttt! 

Ödevi açıklayın. Birincisini yaparken gözlemleyin. Gidip uzak bir koltuğa oturun. “Geri gelmem için o satırın yarısı bitmek zorunda. Yoksa gelemem… Oh beni sen kurtardın. Haydi azıcık kalmış diğer yarısını da yapalım”.

ZOKAYI YUTTURMAK: Diyelim ki bir hafta sonu ödevi var. Birlikte ödeve başladınız. Ve gerçekten çok iyi yaptı.  Tümünü tamamlatmayın. “Süpersin! Çok iyisin! Bu kısmı öğrendik. Yarın yaparız. Haydi oyuna!” Ödevin tamamını yapmak konusunda bir zorlama olmaması konu ile ilgili yargılarını paramparça edecektir. Biraz şaşırmasında fayda var. Baskınız azalacağı için ödevin stresi düşecektir.

BÖL VE YÖNET: Ödev birkaç ayrı parçadan oluşuyorsa en zorundan başlamayın. En kolayından başlayın. Böylece birini bitirdiğini görsün. Övün, tebrik edin. Bu çok önemli bir zaman programlama tekniğidir. Bu sayede görevleri dilimlemeyi ve bitirmeyi öğrenir.

 

ASLA YAPMAYIN:

  • Tehdit etmeyin. Size dünyayı dar eder. Taviz veren taraf sonunda siz olursunuz.
  • Öğretmene söylemek, ona hesap vermek gibi sorumluluktan kaçma oyunlarına girişmeyin. O Öğretmenle yıllarını geçirecek. Sevmesine yardımcı olmaz bu hareket.
  • Uzun süre masa başında oturmak çocuğun ruhunu daha da sıkacaktır. Dikkati dağınık, motivasyonu berbat bir hal alır. Önüne yıllar boyunca gelecek sürüyle ödev için berbat bir bilinçaltı kodu yaratmış olursunuz: Ödev=Sıkıcılık. Gelecek hayatında Görev=Sıkıcılık.
  • Kortizol hormonu kaygı ve stres durumlarında salgılanan öğrenme düşmanı bir hormon. Ceza bir öğrenme aracı değildir. Ceza sürekliliği olan kötü hareketlere verilir. Çocuk ödevini yapmıyorsa ceza vermeyin. Bunun hakkında konuşun. O anda yapmaya zorlamayın. Konuşmanız esnasında ödevin kapağı kapanmış, kalemler toplanmış olmalı. Bu ödev hakkında genel prensipler hakkında konuşuyorsunuz çünkü. Bir anlaşmaya ve birlikte bulacağınız bir tekniğe odaklanmalısınız; “nasıl yapalım”, “ben bunu 30 dakikada bitirmek istiyorum, ne öneriyorsun”
  • Eline vereceğiniz ipad veya izleyeceği televizyon birer eğlence aracı. Ödevse onu bu eğlencelerden kopartan bir canavar gibi algılanmamalı. İkisini birbirlerinden ayırın. Eğlencesiyle ilgili ceza veriyor durumuna düşmemek için ikisine belirlediğiniz zamanları belirleyin. Bu oyun saati, bu ödev saati…
  • Sürekli “ödevini yaptın mı” diye sormayın. Biz bu tip insanlara “dırdırcı” diyoruz. O saatte televizyonu kapatın, elinize bir kitap veya gazete alın:”sen otur ben geliyorum”. gdo2

SON SÖZ:

Bu taktiklerin hiçbiri size pedagojik gelmeyebilir. Ben size ödev yapmamama canavarının tavsiyelerini veriyorum zaten. Önce sevdirin. Bakın daha sonra kendi kendine ödev yapmayı siz istemeden talep ettiğini göreceksiniz. Gelecek nesilleri de kendimiz gibi arıza yapmayalım.

Her çocuğun öğrenme modeli birbirinden farklıdır. Baskın olan model neyse onu ön plana alarak diğerlerinin de üzerine gidilmelidir. Çocuk uygulama yaparak daha iyi öğreniyorsa, uygulamaya anlatmak ve izletmekten daha fazla zaman ayırın. Yok, çocuk önce görmek ihtiyacını duyuyorsa biraz bunun üzerine gidin. Önce yapacağı şeyi incelemesine izin verin. Sonra uygulama ve anlatma-düzeltme yapın. tek bir insan olmadığı gibi, tek bir öğrenme modeli de yok. 

Hepinize başarılar dilerim.

 

 

 

 

 

 

 

Ufuk Koç
Kurşun İşlemez Satışçı ve kalabalık bir yazar kadrosuyla kaleme alınan İtirazım Var kitaplarının kalem efendisi. Eğitimci, danışman ve yönetici koçu. Eyefitturkey göz egzersizleri programının tasarımcısı ve yöneticisi. Soytarı avcısı olarak ek iş yapıyor. Yazıyor, bağırıp çağırıyor, hayata dair ufak tüyolar veriyor; Duyabilene…

One Comment

  1. Seda Dulundu says:

    Teşekkürler taktiklerinizi uygulamaya çalışacağım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[blogger 1 items 2]