İYİLİĞİNİZ İÇİN

YALAN DİYE BİR ŞEY OLMASAYDI… EYVAH EYVAH

Eylül 7th, 2017 | by Ufuk Koç
YALAN DİYE BİR ŞEY OLMASAYDI… EYVAH EYVAH
Ufuk Koç
0

Hep yalancılığın ne kadar kötü bir şey olduğundan bahsedip dururuz. Yalancı insanları sevmeyiz. “En çok nefret ettiğim şey yalan” diyecek kadar da ileri gideriz.

Peki, gerçekten yalan olmasaydı neler olurdu hiç düşündünüz mü? 

Şeytan cennetten kovulmazdı, biz de var olamazdık öncelikle. Adem ve Havva orada takılmaya devam ederdi. Buradan başlayalım hikayemize. Aslında ilginçtir, Şeytan pişman olmuş olacak ki, sonrasında dürüst davranıyor: “yer yüzünde bozgunluk çıkartacak etten kemikten insana mı, haydi bre! “. Bunda da yaranamıyor Tanrı’ya ve kovuluyor Adem ve Havva gibi. 

Şimdi gegelim Galieo Galilei denilen adama. yalan söylemeseydi engizisyon onun derisini yüzüp, ateşe atmayacak mıydı? O da “Tamam tamam, siz haklısınız, ben yanlış görmüşüm” deyip çıktı salondan ve dışarıda “ben ne dersem diyeyim, dünya hala dönüyor” diye kıvırdı ve canını kurtardı. 

Öküz diyoruz biz onlara 

Bir şirketin arızalı CEO’sunu, pazarlama direktörü hanımefendinin doğum günü pastası kesilirken davet ediyorlar. CEO’nun tepkisi ilginç : ” işinizi yapacağınıza böyle şeylerle mi zaman harcıyorsunuz?” Durun daha bitmedi öküzlük: “üstelik hanımefendi gördüğüm kadarıyla pastadaki kaloriden sizde fazlasıyla var”. 

Bir  başka ağzını tutamayan arkadaşım da yıllar önce şirket balosuna ofisten alelacele allık sürüp gelen bir arkadaşımıza “ne o kız, salça mı sürdün suratına. Domates gibi olmuşsun” demişti. Az ye, erkek berberine mi gittin, o kolundaki guguklu saat mi, bir de üstüne para mı verdin gibi çeşitlemeler mevcut 

Çocuklar bildiğin manyak olurdu

“Baba, bu sakallı, sarıklı amca ne yapmış” diyen küçümen yavrunuza “senin yaşında bir çocuğa tecavüz etmiş, hem de 3 kere” mi diyecektiniz? Çoğu varoluş içerikli soruda yalan söylemese insanlar zaten ‘din’ diye bir şey kalmayacak. 

Burada bir başka sorun  var. Yalan günahsa bizler her gün yalan işliyoruz demektir. Neden mi, okumaya devam edin, göreceksiniz. 

Yalanlar, nezaketin ve diplomasinin direğidir. “Allah belanı versin” diyebileceğiniz yerde fren koyar beyniniz. Beyninizin ön sol lobundaki fren mekanizması sizi küfür etmekten, yanlış şeyler yapmaktan, saldırganlıktan korur. İnsana ait bir mekanizmadır bu. Adı prefontal korteks. Burası arızalı olan insanlarda sosyal beceri zayıflığı görülüyor. Mesela toplantıya geç kaldığınızda “ben şu toplantıya ne halt yemeye çağrıldım” demek yerine, “çok özür dilerim bir müşteriye çok önemli bir email göndermem gerekiyordu” diye kıvırmak işimizi korumamızı sağlıyor. 

Sosyal Zeka 

Sosyal beceri birileriyle merhabalaşmak ve onları kırmamanın çok daha ötesinde bir şeydir. İnsanları okumayı, onların duygularıyla ahenk kurmayı sağlar sosyal beceri. Biri ağlıyor iken “bunda ağlanacak bir şey yok” diyen duvar soğukluğundaki tipler -ki bunu çoğu ebeveyn çocuğuna yapar- işte bu sosyal beceri eksikliğini ortaya koyar. Numaradan ağlamalarda bile insanların buna neden ihtiyaç duyduğunu anlayabilen kişilere biz “empatik” diyoruz.

Empati silahının kurşunu 

Yalan empati silahının en güçlü mermisi oluyor bazen. Birini anladığınızı belli etmek için harcadığınız çaba gerçekten ihtiyacınız olan şey değil aslında. Burada amaç, karşıdakinin rahatlamasına ve size güven duymasına yardımcı olmak. 

Borç, harç sıkıntısı içinde olan bir insana “valla bende para var ama senin gibi bir hıyara veremem, PS 4 çıktı onu alacağım çünkü” demeyerek karşıdakini ekşimiş bir suratla “keşke birkaç gün önce haberim olsaydı” dedirten işte bu empati yüklü yalan. Empati pozitif bir yük taşır. Ve karşı tarafın negatif yükü ile çarpıştığında ona yapışır. ‘yalan’ olduğunu bilse de bu yalanı ‘yutmuş’ gibi yaptıran da empatidir aslında. 

Yorgunum bu akşam gelemeyeceğim derken evde bir sıkıntı yaratmamak gibi iyi bir niyet yatar orada. Evdeki kişi ya da kişiler kimse onlar adına zihin okuma yapar ve “zaten izin vermezlerdi ki” diyerek üzerinizde oluşabilecek baskıyı azaltırsınız. 

Bir tezgahtar size “çok yakıştı” ya da bir mağaza “zararına satışla” demese stoklar erimez. Peynirci, alacaksan tat şu zıkkımı, senin yüzünden küp şeklinde peynir kalmadı” dese müşteriye neler olurdu bir düşünsenize. 

Neyin var canım?

Erteleme yalanları genelde en çok kriz çıkartanlardır. Tam söylenişiyle “ne’n var canım?” diyerek somurtan kişiden gelen “yok bişi” yanıtı kriz başlangıcının işaretidir. Bir erkek, “yok bişi” diyorsa, parantez içinde (üstüme gelme, ben kafayı dağıtınca sana anlatırım veya bir bok yedim sen bilmesen iyi olur) demektir. Kadın “yok bişi” dediğinde ise (benimle ilgilen, ne olduğunu sorgula, parçalarım, fena yaparım) anlamına gelir. 

O halde yalanlar hayat kurtarıcıdır. Nezaketin özü de yalancılıktır. “sen biraz kilo mu aldın” demek yerine “kilo, vallahi yakışmış” diyen kişi nazik ve diplomatiktir. “Aslında iyi fikir ama bunu tartışalım” demek, “Bir tek senin mi aklına geldi sanıyorsun sazan” cümlesine eş değerdir. 

Gördüğümüze sevindiğimiz hayırsız ve vefasızlar, şimdi aklımdan geçiyordun, ben de sana gelecektim, senin muhalefetin bizim için değerli diye kükrettiğimiz uyuz tiplerle çatışmamızı sağlayan şey YALAN. 

Bırakın dürüstlüğü, hayatımız yalan! 

 

 

 

Ufuk Koç
Kurşun İşlemez Satışçı ve kalabalık bir yazar kadrosuyla kaleme alınan İtirazım Var kitaplarının kalem efendisi. Eğitimci, danışman ve yönetici koçu. Eyefitturkey göz egzersizleri programının tasarımcısı ve yöneticisi. Soytarı avcısı olarak ek iş yapıyor. Yazıyor, bağırıp çağırıyor, hayata dair ufak tüyolar veriyor; Duyabilene…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

[blogger 1 items 2]